Yangını Söndürmekten Önlemeye: Ateşle Olan İlişkimizi Yeniden Düşünmek
Geçtiğimiz yüzyıl boyunca, orman yangınlarıyla mücadele stratejimiz basit ve netti: Yangın gördüğün anda söndür. Ancak bu yaklaşım son yıllarda geçerliliğini yitirdi. İklim krizi, mevsimlik bir sorunu sürekli ve küresel bir tehdide dönüştürdü. Artık sorumuz, yangını nasıl söndüreceğimiz değil, onun başlamasını nasıl önleyeceğimiz.
Rakamlar endişe verici. Her yıl ortalama 350 milyon hektar alan, dünya çapında alevlere teslim oluyor. 2019 ve 2020 yıllarında bu rakam 400 milyon hektarı aştı. Ancak asıl şaşırtıcı olan, yangınların alışılmadık yerlerde belirmesi. Arktika’dan Amazonlara kadar dünyanın dört bir yanında yangınlar artık rutin bir tehdit haline geldi. Ocak 2025’te Los Angeles’ta yaşanan yangının ekonomik maliyeti 164 milyar dolara kadar ulaştı. Bu durumun insani boyutu ise daha sarsıcı. BM’ye göre, her yıl 1.5 milyondan fazla insan yangın dumanıyla ilişkili hastalıklar sebebiyle hayatını kaybediyor.
Görsel 1. Orman yangınlarında yanan alan (hektar cinsinden). 2025 verileri en son 12 Haziran 2025 tarihinde güncellenmiştir. Kaynak: Our World in Data
Fakat bu kriz, bize bir ders veriyor: “Tüm yangınları söndürmek” yaklaşımı, yangını önlemek kadar etkin değil. Paradigma değişikliğine ihtiyaç duyuyoruz ve neyse ki dünya tam da böyle bir değişimin eşiğinde.
Yangını “Görmeden Bilmek”: Teknolojinin Yükselişi
Yangınlarla mücadelenin altın kuralı hızdır. Erken tespit edilen bir yangının kontrol edilmesi kolaylaşır ve maliyeti azalır. İşte tam bu noktada yapay zekâ, uydu teknolojileri ve drone sistemleri devreye giriyor.
Google’ın FireSat projesi, dünya üzerindeki her noktayı 20 dakikada bir tarayarak, küçük yangınları bile daha alevlenmeden yakalayabiliyor. Almanya merkezli OroraTech ise bu süreyi üç dakikaya indiriyor. Termal sensörlerle donatılmış uydular, yangını henüz birkaç metre kareyken fark ediyor ve yer ekiplerini anında uyarıyor. Brezilya’daki PrevisIA gibi platformlar ise gelecekte yangınların nerede başlayacağını tahmin etmek için yapay zekâyı kullanıyor.
Kameralar ve sensörler de kritik rol oynuyor. ABD’de Pano AI sisteminin kameraları, en küçük duman belirtisini bile tespit ederek müdahale süresini ciddi şekilde kısaltıyor. Dryad Networks ise ormanları adeta “koklayan” gaz sensörleriyle, yangını henüz duman bile çıkmadan belirleyebiliyor.
Ülkemizde ise Baykar’ın geliştirdiği gözbebeğimiz Bayraktar TB2 İHA’ları, 4 yılda 4 binden fazla yangını tespit ederek müdahale süresini 45 dakikadan 11 dakikaya düşürdü.
Yangını Başlamadan Bitirmek: Proaktif Yakıt Yönetimi
Yangınları önlemenin sırrı, yangının yakıtını önceden ortadan kaldırmakta saklıdır. İşte burada robotik ve drone teknolojileri devreye giriyor.
Kodama Systems, ormancılık makinelerini uzaktan kontrol edilebilir hâle getirerek riskli alanlarda çalışmayı kolaylaştırıyor ve ortaya çıkan biyokütleyi karbon kredisine dönüştürerek yeni bir ekonomik model sunuyor.
Drone Amplified ise zorlu arazilerde güvenli bir şekilde kontrollü yakma yapan drone’lar geliştiriyor. Bu teknoloji, yangını henüz başlamadan durdurmayı mümkün kılıyor.
Son Savunma Hattı: Evleri Korumak
Evlerin büyük çoğunluğu, alevlerden değil, rüzgarla taşınan küçük közlerden dolayı yanar. Frontline Wildfire Defense şirketinin geliştirdiği akıllı fıskiye sistemleri, yangın yaklaştığında otomatik olarak devreye girip evlerin çevresini yanamayacak kadar ıslak tutar. Los Angeles’taki son yangınlarda bu sistem evlerin %96’sını kurtarmayı başardı.
Teknoloji ve Geleneksel Bilginin Kesişimi
Ancak teknoloji her şey değil. Avustralya’nın Aborjinlerinin “kültürel yakma” yöntemleri, Brezilya Amazonları’ndaki yerli halkların yangın yönetimi pratikleri bu mücadelede hayati önem taşıyor. Geleneksel yöntemler, toprağın sağlığını korurken toplulukları da güçlendiriyor. Modern teknoloji ve geleneksel bilginin bu kesişimi yangınları yönetmek için gereken sinerjiyi oluşturuyor.
Geleceğe Doğru
Bilim insanları, ekstrem yangınların önümüzdeki yıllarda ciddi bir oranda artacağını öngörüyor. Ancak bu tabloya rağmen umut var. Yapay zekâ, simülasyon teknolojileri ve uluslararası işbirliği sayesinde yangınları yönetmek konusunda hiç olmadığımız kadar avantajlıyız. Avrupa Birliği’nin rescEU gibi işbirliği mekanizmaları ve UNEP’in önerdiği “Ateşe Hazır Formülü”, yangın krizini yönetmek için ihtiyaç duyduğumuz yenilikçi yaklaşımlar.
Önümüzdeki on yıl yangın yönetiminde önemli bir dönüm noktası olabilir. Ancak gerçek başarı teknoloji ile geleneği bütünleştirmemize, proaktif yaklaşımları benimsememize ve uluslararası işbirliğini güçlendirmemize bağlı olacak. Yangınlarla mücadelede gerçek devrim artık yangını söndürmek değil, başlamadan bitirmektir.
Yazımın sonunda ülkemizde yaşanan orman yangınlarında şehit olan vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve yaralılara acil şifalar diliyorum. Orman yangınları ile mücadele olağanüstü bir çaba sarfeden başta Tarım ve Orman Bakanlığımız ekipleri olmak üzere katkı sunan tüm taraflara minnettar olduğumu ifade etmek istiyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder