Low-Code No-Code (LCNC) Platformlarının Kamu Hizmet Sunumuna Etkileri
Öncelikle No-Code ve Low-Code nedir, onunla başlayalım. Bu platformlar, kodlama alanında hiç bilgisi olmayan veya düşük bilgi seviyesine sahip kişilerin işlevsel uygulamalar geliştirmelerine imkan tanıyan bir yaklaşımdır.
No-Code: Hiç kod bilmeden çalışır bir uygulama geliştirilmesini ifade eder. Bu durumda tek bir kod satırı yazmadan uygulama geliştirilebilir.
Google Forms üzerinden bir anket veya başvuru formu hazırlıyorsanız, aslında bir no-code platform kullanıyorsunuz.
Birkaç dakika içinde görsel temelli bir web sayfası hazırlıyorsanız, Canva'nın bu özelliği sizi kodsuz üreticiliğe taşımış demektir.
Bir Excel tablosunu mobil uygulamaya dönüştürmek istiyorsanız, Glide tam anlamıyla bir no-code uygulama üreticisidir.
Low-Code: Kodlama alanında az bilgi sahibi olanların, daha önce hazırlanmış olan kod parçacıklarını sürükle-bırak benzeri metotlarla kullanarak araçlar geliştirmesini ifade eder. Burada temel amaç yazılım süreçlerini hızlandırmaktır.
Excel ya da SharePoint verilerinizi mobil veya web uygulamasına dönüştürmek istiyorsanız, Microsoft Power Apps aracılığıyla bir low-code platformu kullanıyor ve az kodla büyük işler yapmış oluyorsunuz.
Google Sheets verilerini alıp mobil uygulama geliştiriyorsanız ve bazı davranışları kurallarla tanımlıyorsanız işte bu low-code’dur.
Bu yazıda detaylarına girmeyeceğimiz vibe coding diye ayrı bir yaklaşım daha var. Bu yaklaşımda yapay zeka ile doğal dilde konuşur gibi yönlendirmelerde bulunuyorsunuz. Ne istediğinizi söylüyorsunuz ve yapay zeka istediğiniz kodu üretmeye başlıyor. Bu, LCNC Platformlarından farklı olarak bir miktar kod bilgisi gerektiriyor. UNDP tarafından bu hafta içi yayınlanan A Matter of Choice: People and Possibilities in the Age of AI, 2025 Human Development Report'ta yapay zeka alanında çalışanların %55'inin daha hızlı kod yazdığı ve çıktıların %85'inden memnun olduğu tespit edilmiştir.
Yapay zeka fırtınası sonrası yazılım geliştirmek artık sadece yazılımcıların işi değil. İhtiyaçları net olarak bilen, süreçlere hakim olan kamu ve özel sektör yöneticileri/ çalışanları, iş süreçlerini kolaylaştıracak uygulamaları hızlı bir şekilde hayata geçirebilir. Artık fikirden uygulamaya giden yollar önemli ölçüde kısaldı.
Yapay zeka ile kod üretme yeteneği sayesinde herkes kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş uygulamalara sahip olabilecek. Bu sürecin en büyük artılarından biri, teknolojik eşitsizliğin ortadan kalkabilecek olması. Ancak bu tarz yaklaşımlar hayata geçmezse bunun tersi de mümkün: teknolojinin gelir uçurumunu artırması. Daron Acemoğlu buna "yapay eşitsizlik" (artificial inequality) diyor.
LCNC platformlarının pazar büyüklüğü 2024 yılında 28,1 milyar dolara ulaştı. Bu rakamın %27 artışla 2025 yılında 35,8 milyar dolara, 2029 yılında ise 93,9 milyar dolara yükselmesi bekleniyor. Daha da önemlisi, 2026 yılına kadar kurumsal anlamda üretilecek tüm yeni uygulamaların %70'inin LCNC yaklaşımı ile üretileceği tahmin ediliyor. Microsoft CEO'su Satya Nadella, şirketinin yapay zeka kodlarının yaklaşık %30'unun yapay zeka tarafından yazıldığını belirtmiş ve 2030 yılına kadar bu oranın %95'e çıkacağını öngörmüştür.
LCNC platformları, kamuda devrim niteliğinde pek çok alanda dönüşüm yaratacak potansiyele sahip. Vatandaşa hızlı hizmet sunumunun yanı sıra, maliyet açısından da büyük tasarruflara imkan tanıyacak. Eğitimden tarıma, sağlıktan turizme neredeyse tüm alanlarda uygulanabilir. LCNC platformları sayesinde açık veri panolarından, başvuru formlarına, izleme sistemlerine kadar pek çok araç hızlı bir şekilde hayata geçirilebilir.
LCNC platformlarının kamuda kullanılabileceği bazı alanlar:
- Afet durumlarında (deprem, yangın, salgın) acil hizmet uygulamalarının hızla geliştirilmesi
- Rutin kamu hizmetlerinin dijitalleştirilerek otomatikleştirilmesi
- İnsan kaynakları birimlerinde süreçlerin otomatize edilmesi
- Vatandaş taleplerinin izlenmesi için görsel panolar oluşturulması
- Veri toplama ve raporlama süreçlerinin sadeleştirilmesi
LCNC platformları, yazılımcı istihdam edemeyen kurumlar için doğrudan bir kalkınma aracı işlevi görebilir. Ancak bu platformların kendi içinde barındırdığı güvenlik, entegrasyon ve süreklilik riskleri de vardır. Bu riskleri bilerek hareket etmek ve gerekli tedbirleri almak gerekir. Daha da önemlisi, bu platformların ihtiyaç odaklı, kullanıcı dostu ve kurum stratejileriyle uyumlu şekilde hayata geçirilmesi şart. Aksi halde dijital süs olmaktan öteye gidemezler.
LCNC platformları, düşünme biçimlerini dönüştüren, üretimi kolaylaştıran ve kamu, özel sektör ile STK'lar için yeni yetenek fırsatları yaratan araçlar olarak öne çıkıyor. Artık kalkınma meselesi sadece altyapıya değil, üretim araçlarına erişim meselesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder